Belir(li/siz) Sınırlar Cumhuriyeti
Hasan Cemal, geçen günkü yazısında, darbe günlüklerinden/girişimlerinden tutun Ergenekon’a, AKP’ye açılan kapatma davasından tutun da Hrant Dink cinayetine kadar bir dizi döküm yaptıktan sonra, daralmış bir ruh haliyle şu soruyu soruyordu: “Ne zaman ses verecek bu ülke? Adaletsizliğe karşı, haksızlığa karşı, hukuk adına, insanlık adına, demokrasi adına ne zaman ses verecek, ayağa kalkacak bu ülke, söyler misiniz?” Umut ve umutsuzluk arasında ince bir çizgi vardır. Umudunu yitirmek, geleceğin tahayyül edilememesini de beraberinde getirir. Sınır ile sınırsızlık arasında ise çok daha kalın bir duvar vardır. Büyük oranda umut ile umutsuzluk arasındaki çizgiyi belirleyen de sınırlardır. Eğer Türkiye gibi bir ülkede yaşıyorsanız, ömrünüzün ince/kalın çizgiler arasında gidip geldiğini, çoğunlukla sınırlardan ve bu sınırları oluşturan yasaklardan bıktığınızı, boğulmak üzere olduğunuzu hissetmeniz işten bile değildir. Çünkü sınırlardır, insanları umutlarından, değerlerinden, yaşam tarzlarından,...