Kayıtlar

Belir(li/siz) Sınırlar Cumhuriyeti

Hasan Cemal, geçen günkü yazısında, darbe günlüklerinden/girişimlerinden tutun Ergenekon’a, AKP’ye açılan kapatma davasından tutun da Hrant Dink cinayetine kadar bir dizi döküm yaptıktan sonra, daralmış bir ruh haliyle şu soruyu soruyordu: “Ne zaman ses verecek bu ülke? Adaletsizliğe karşı, haksızlığa karşı, hukuk adına, insanlık adına, demokrasi adına ne zaman ses verecek, ayağa kalkacak bu ülke, söyler misiniz?” Umut ve umutsuzluk arasında ince bir çizgi vardır. Umudunu yitirmek, geleceğin tahayyül edilememesini de beraberinde getirir. Sınır ile sınırsızlık arasında ise çok daha kalın bir duvar vardır. Büyük oranda umut ile umutsuzluk arasındaki çizgiyi belirleyen de sınırlardır. Eğer Türkiye gibi bir ülkede yaşıyorsanız, ömrünüzün ince/kalın çizgiler arasında gidip geldiğini, çoğunlukla sınırlardan ve bu sınırları oluşturan yasaklardan bıktığınızı, boğulmak üzere olduğunuzu hissetmeniz işten bile değildir. Çünkü sınırlardır, insanları umutlarından, değerlerinden, yaşam tarzlarından,...

Tarifi İmkânsız Acılar Yaşatmak Mümkün Ya Birlikte Yaşamak!

21 Şubat 2008 günü, ABD’nin onayı ile başlayan kara harekâtının uzun süreceği tahmin edilirken 29 Şubat günü sona ermesi birçok kişinin hevesini kursağında bırakmışa benziyor. Nasıl oluyor da şanı ve şöhreti ile dillere destan TSK, bordo berelilere ve komandolara rağmen itibarına gölge düşürecek şekilde çekiliyordu ya da nasıl oluyor da PKK, bazıları nezdinde ciddi bir prestij kazanıyordu.? Bir gece yarısı ansızın sınır ötesine fırlayan Mehmetçikler nam-ı diğer Milli mücadeleciler, tereyağından kıl çeker gibi [üstelik başbakanın bile haberi olmadan ve taktik icabı!] vatan toprağına doğru nasıl oluyor da bu kadar canhıraş bir şekilde kendilerini atıveriyorlardı? Emekli generalleri bile şaşkına çeviren bu geri çekilmenin sebebi neydi? Savaş bilançosundaki ağırlık ile hırçınlaşan Türk generallerinin, medyaya sansür koyması yetmiyormuş gibi neredeyse tüm Kürt sitelerine saldırıda bulunduğu bir esnada zafer sarhoşluğundan tef çalıp oynayanlara karşı şeytansı bir sürprizi olabilir miydi bu?...

Ergenekon Dopingi: Sabrın Taştığı Nokta

Ergenekon soruşturması, AKP’nin kapatılması istemi ile açılan dava derken gündemin ancak üçüncü sırasında yer alan Newroz kutlamaları ve kutlamalarda açığa çıkan toplumsal direniş havası, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’ın uyarısı ile1 “milli birlik ve beraberlik” yolunda ciddi sıkıntılar yaşayan, uzlaşamayan ülkenin iki güç/iktidar bloğunun imdadına yetişti. Başta İnönü ekolünün “tekçi ve ıslahatçı” çizgisinin yılmaz takipçisi Deniz Baykal ve DTP hariç diğer parti liderleri, sırasıyla Çankaya köşküne davet edilerek “Kürtlerin nasıl yen-il-eceği” üzerine yaptıkları hesaplar gözden geçirildi. Ağızlar sulanırken tablo da netleştirildi; “her şey bir yana, Kürtler öte yana”. Kürtler açısından son dönem gelişmelerine bağlı olarak tablonun net olduğunu söylemek mümkün. “Anti-ABD’ci, anti-AB’ci ırkçı ve irredentizm yanlısı Ergenekon bloğu” Kürtleri, Türkleştirmeyi veya topyekün imha etmeyi planlarken, ABD’ci, kısmen AB’ci, neo-liberalci blok ise (ki şu ana kadar TSK bu kanattan tam olarak ayrı...

ERGENEKON: Dik Yamaç

Öncelikle Ergenekon’un kelime anlamı ile başlamakta fayda var. Malum, liselerde okutulan Türk Edebiyatı ders kitaplarına göre “ergene”; dağın doruğu olan yere, dağ kemeri, “kon” ise dik anlamına geliyor. İki kelimenin birleşmesiyle “dik yamaç” anlamı ortaya çıkıyor. İnsan, son dönem Ergenekon Operasyonu ile ilgili her haberi okuduğunda/izlediğinde; acaba derin devletin ardına sığındığı bu “dik yamaç”lar aşılabilecek mi? sorusunu sormadan edemiyor. Ergenekon’dan beri dört yanın düşmanlar ile çevrili olduğu olgusu hiç değişmedi. Dağların ardına yol düşmez, iz bulunmaz bir yer bulup yurt tutanlar, o gün bugündür sınırlarına kimseyi yaklaştırmadılar, düşman gördüklerine saldırıp tekrar aşılmaz dik yamaçların ardına sığındılar. Onlara göre dışarıdaki herkes, önce Türk’tü. Dünya tarihi Türk’ün tarihi, dünya dili Türk’ün diliydi. Kürtler de dağlarda yaşadıklarına göre "dağ Türkleri"ydi. Sonradan ise ülkedeki tüm etnik yapılar, Türklere hile yaparak kutsal devletlerini yenilgiye uğra...

Sahte Laikçi Türk–İslam Şemsiyesi ve Aleviler

AKP hükümeti tarafından Alevi açılımı olarak kamuoyuna sızdırılan projenin genel kapsamı merak ediliyor. Basına sızdığı kadarıyla; Başbakanlığa bağlı bir genel müdürlük oluşturulması, Alevi enstitülerinin ve yeni cem evlerinin açılması, buralardaki dede, zakir ve hizmetlilerin bir kısmının devlet memuru kadrosuna alınması planlanmaktadır. Reha Çamuroğlu ile Alevilere kapılarını açan Erdoğan’ın, muharrem ayında Alevi önde gelenleri ile iftar yemeği yiyeceği, sorunları/talepleri dinleyeceği, en önemlisi de yeni bir açılım sunacağı haberi, Alevi cephesinde heyecanla karşılandı. Kürt sorunu vardır dediğine bin pişman olan Erdoğan’ın, Alevi sorunu vardır söyleminden sonra bakalım neler yaşanacak? AKP hükümetinin Aleviliği, gerçek İslam’dan ayrılan “sorunlu bir inanç” olarak algıladığı, Devlet Eski Bakanı Mehmet Aydın'ın, "Şu anda dersem ki, eğer 'Cem evi, evet, ibadethanedir' başıma hukukî bir dert açarım" sözleri, Recep Tayip Erdoğan’ın, isteyenin 'kültür merkez...

Sizli Bizli Konuşma-lar

Biz, kurt ulumalarının kuzu melemelerine karıştığı günlerde suyu bulandıranlarız. Haddini bildirme nutuklarının fişlenmiş adresleriyiz. Acıları üstün olanların yanında acılarını içine gömenleriz. Ateşler düşerken ocaklara, külleri savrulan fidanlarız. Bazılarımız Türk’üz fakat doğruyuz da. Yasakları kadar umutları da ebedi olanlarız. Zeytin dallarının, güvercin kanatlarının kırılan ruh halleriyiz. Sokak ortasında arkasından vurulanlarız. Gez, göz, arpacığın öteki ucunda olanlarız. Bu ülkenin öteki yüzüyüz. Varoş çocuğuyuz, esmeriz, bölücüyüz, düşünce suçlusuyuz, mağduruz, göçmeniz, ezileniz. “lavuğuz” kıroyuz” “Ermeni dölüyüz” “gavuruz” “kafiriz” “kuyrukluyuz” “dağlıyız” “vahşiyiz” “mum söndüreniz” “kitapsızız” “hırsız Çingeneleriz” “inşaat işçisiyiz” “konfeksiyon çalışanıyız” “pis Araplarız” “kerkürdüz” “yamyam Afrikalılarız.” Resmi tarih ve resmi söylemin hipnozları ile uyutulmaya çalışılanlarız, fakat talim ve terbiye yöntemleriyle de yola gelmeyenleriz. Birinci dilleri, cebren ve ...

Yeni Anayasa ve Kürt Sorunu

Bilindiği gibi Türkiye kamuoyu, bir süreden beri yeni anayasa üzerine oldukça heyecanlı tartışmalara tanık olmakta. Bu anayasanın toplumsal uzlaşma ile hazırlanması, aceleye getirilmemesi, her kesimin görüş ve isteklerinin güvence altına alınması gerektiğinden bahsedilmekte. Bu derleme yazıdaki amacımız; cumhuriyetin kuruluşundan bugüne değin çözülememiş yegâne problemlerden Kürt sorunu ile ilgili "talepleri ve yaklaşımları" yüzeysel de olsa toparlamaktır. Kürt hareketinin silahlı kanadı, Kürtlerin "olmazsa olmaz beş şart"ını şu şekilde ifade etmiş bulunuyor: Kürt kimliğinin tanınması ve anayasal güvence altına alınması Kürtçe anadilde eğitimin yapılması Kürtlere kendi kimlikleriyle örgütlenme ve siyaset yapma hakkının tanınması Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi Kürt kültürünün özgür gelişimi önündeki yasal engellerin kaldırılması ve kültürel gelişmenin desteklenmesi Yukarıda maddeler halinde verilen önerilere İmralı'dan da özetle şu ekleme yapıldı: "Türki...