Kayıtlar

Kom Geleneğinin Oluşumu ve Sanata Biçilen Roller

1970’li yıllardan itibaren çeşitli isimler altında örgütlenme çalışmalarına girişen Kürt hareketi, esas olarak sol bir terminoloji ve dünya görüşünü referans almaktaydı. Örgütlenme perspektifine paralel olarak bireysel sanatçı, yerini kolektif çalışma anlayışını ön plana çıkaran toplumcu sanatçıya bırakır. Mücadelenin bireysel değil kolektif bir anlayışla sürdürülebileceği fikri gittikçe güçlenmeye başlar. İşçi dernekleri ve sendikaların kendi küçük performans müzik grupları ortaya çıkar. Kaldı ki bu dönemdeki baskılar ve ölüm tehditlerinden dolayı bireysel olarak bir karşı duruş sergilemek çok da mantıklı değildi. Marksist ideolojiden beslenen, sanatçıyı toplumsal bir varlık olarak, fiziksel ve düşünsel açıdan sanatsal ürününü toplumsal bir yaratı olarak gören, dolayısıyla da yaratılan bu sanatın “toplum için olduğunu” savunan bir anlayış söz konusudur. Buna göre sanatçı, topluma karşı sorumluluk sahibi olmalıdır. Sanatçı, toplumsal eşitsizlikleri ve sömürüyü görüp bunları deşifre etm...

Türkiye’nin “Batılı Ulus Devlet” Penceresinden “Kürt İmgesi”

Klasik tespittir Türkiye Cumhuriyet’inin batılı bir ulus yaratma kaygısından hareketle 1920’lerde yeni bir devlet olarak kurulduğu. Fakat böyle bir kaygı veya perspektif olsa bile Türkiye tam anlamıyla ne bir ulus devlet ne de batılı bir devlet olmuştur. Ulus devlet olamamasının önündeki büyük engel Kürtler olurken batılı bir devlet olamamasının önündeki büyük engel ise düşüncenin sürekli baskılanması ve teklik arzusudur. Batılı bir ulus devlet olamayan Türkiye, batılıların kendisine yönelen oryantalist bakışından o kadar eziktir ki Kürdistan’ı kendi sınırlarındaki oryantalist bakışın esiri yaparak bir nebze de olsa rahatlamaya çalışmıştır. Bu bakış, ana akım medya, eğitim ve devlet kadroları tarafından sürekli beslenmiş ve büyütülmüştür. Öyle ki Kürdistan medeniyetten ve çağdaş düşünceden uzak, geri, tamamen feodal, kadını sürekli ezen bir mekândır. Bu yaklaşım ile ülkenin Sivas’tan Batı’ya doğru olan kısmı çağdaş, eğitimli, düşünceye sahip çıkan bir konuma yükseltilirken Sivas’tan “D...

Diktacı Eğitim Modeli ve Sarı Gelin Belgeseli'nin İç Yüzü

Genelkurmay desteğiyle hazırlanan ve 25 Haziran 2008 tarihinden itibaren Milli Eğitim Bakanlığı ve İl Kültür Müdürlükleri aracılığıyla, aralarında Ermeni okullarının da yer aldığı bütün ilköğretim okullarına dağıtılan “Sarı Gelin: Ermeni Sorununun İç yüzü” adlı belgeselin Mili Eğitim Bakanlığı’nın genelgesi gereğince, öğrencilere izletilmesi ve sonuç raporlarının 27 Şubat 2009 Cuma mesai bitimine kadar il müdürlüklerinin kültür bölümüne gönderilmesi istendi. Ardından 15 milyon öğrenciye dayatılmaya çalışılan bu “eğitim zorbalığı” planlaması deşifre edildi. Sonuçta baltayı taşa vurduğunu gören MEB, uygulamadan şimdilik vazgeçmiş görünüyor. Peki bu belgesel dayatmasını da göz önünde bulundurarak Türk eğitim sisteminin yapısına dair ne söylenebilir? Klasik yaklaşımlar eğitimi; “bireyin davranışlarında, kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istenilen/istendik yönde değişme meydana getirme süreci” şeklinde tanımlıyor. Egemen ana akım yaklaşımın öğrenmeye bakış açısı ise: “bilgi, öğren...

Ergenekon: Muhaliflerin İzleyeciliği

Ergenekon Davası’nın geldiği son aşama muhalif yapıların, insan hakları kurumlarının ve aktivistlerin, DTP, ÖDP, EMEP gibi siyasi partilerin, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının ve sendikaların kafa karışıklığı ile özetlenebilecek (birkaç istisna hariç) “izleyici” politikalarının da katkısıyla tam bir fiyasko ile kapanmak üzere. Başından beri sözkonusu davaya seyirci kalmanın ötesine geçememek şeklinde özetlenebilecek bir durum yaşanıyor. Esasında dava, gerçeklerin deşifrasyonu açısından önemli fırsatlar sunmasına rağmen “ABD destekli, AKP-ordu uzlaşması” değerlendirmelerinin ötesine geçip net bir politika geliştirilebildiği söylenemez. İnsan hak ve hukukunun ayaklar altına alındığı, sivil alanın daraltıldığı, şiddet olgusunun yüceltildiği ve tüm bunlar neticesinde binlerce faili meçhul cinayeti işleyen derin değil apaçık devlet anlayışının deşifrasyonu AKP yanlısı medyanın insafına terk edilmiş durumda. Tüm bu süreçte solcuların ABD karşıtı olma sevdası, Kürt hareketinin de “TRT 6 ve...

Kürt Planı ve TRT 6

TRT 6 girişimi için her gün onlarca görüş ortaya atılıyor. Kürtçe’nin farklı lehçelerinde yayın yapacak olan bu televizyon kanalı, şimdiden mizahçılara iyi veriler sunacak gibi. Hani iyi mizah, büyük trajedilerden doğar derler ya Kürtçe kanalın Kürt hareketi açısından istenirse çok iyi bir siyasi koz ve mizah aracı olarak kullanılabileceğini düşünüyoruz. Nitekim ilginç tespitler yapılmaya başlandı bile: “Şivan Perwer mi, Şivan Perver mi, Muhsin Kızılkaya mı, Muxsîn Qizilqaya mı? Nevruz mu Newroz mu? Görünen o ki TRT 6 dilbilimciler için de sunacağı malzeme ile inanılmaz tespitlere vesile olacak. Kamusal yayın yapacak olan TRT 6, yayınını yapadursun binlerce köy adı değiştirilen, çocuklarına ve sokaklarına Kürtçe isim koyamayan bir halk, bu ikilikleri deşifre edebilirse; Kürtçe ile ilgili ceza alan insanlar tazminat davası açma, dilinden ve kültüründen dolayı yasaklananlar, gözaltına alınanlar, hapse atılanlar, belediye başkanlığı görevinden alınanlar, sahnelerinden indirilenler, albüml...

Bir Varmış Bir Yokmuş!

Resim
Bilindiği gibi Anadolu’da Yaşar ve Yeter isimleri sıkça kullanılır. Kendisinden önce doğan kardeşleri öldüğü için -bir umut olsa gerek- yaşasın diye yeni doğan çocuğa Yaşar adı verilir. Yeter için ise tam tersini söylemek mümkündür. Yeter’in kendisinden önce doğmuş ve yaşamakta olan birçok kardeşi vardır. Kaba bir tanım ile inanca göre; Yeter yaşasa da olur yaşamasa da fakat Yaşar yaşatılmalıdır. Aziz Nesin, fizyolojik olarak varolan ancak devlet kayıtlarında daha doğmadan ölmüş gösterilen Yaşar’ın traji-komik hikâyesini anlatır Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz adlı eserinde. Yaşar, devletin işine geldiğinde yaşadığını var saydığı, işine gelmediğinde ise yok saydığı bir karakterdir. Ya sev ya terk et cümlelerinin pervasızca kullanıldığı bugünlerde bakarsınız tiyatrocu arkadaşlar, Kürtlerin karşılaştığı “varlık ve yokluk ikilemini” sahneye aktarır. Bu önerimizi kayda değer gören tiyatroculara yardımcı olabilmek için naçizane birkaç cümle ile başlangıç yapmak istedik. Sürç-i lisan ettiysek aff...

Hasan Bildirici İle Söyleşi

Resim
Kürtler ve devlet açısından “sorun” denen şey nedir? Nasıl oldu da Kürtler, “sorunlu” bir halk oldu? Bu sorun, bütün bir Kürt tarihini, isyanları, Kürdistan’ın dört parçaya bölünme hikâyesini, yasağı, hileyi, dolandırılmışlığı, kardeşlik numaralarını, dil ve kültür yasağını içeriyor. Hangi birini anlatalım! 40 milyon olduğu halde devletsiz olan tek halk. Yirmi milyon olduğu halde kendi ana dilinde bir ana okulu dahi olmayan bir halk. Meclisteki milletvekilleri, ülkelerinin adını “bölge”, halkı da “bölge halkı” olarak niteliyor. Yıllar sonra anadilini kendi parasıyla öğrenmesi için lütuf cinsinden dil kursları açılıyor. Çocuklarına isim veremiyor. Alfabesindeki bazı harfleri kullanamıyor. Siyasi nitelikli mitinglerde kendi dilinde propaganda yapamıyor. Varın gerisini siz düşünün. Çoğu aydın, Kürt sorununun artık bir dünya sorunu haline dönüştüğünü ifade ederken siz “Kürt sorununun en sonunda Türkiyelileştiğini; Kürtleri Türkiyelileştirmek isterken, sorunun Türkiyelileşmesi garip bir ha...