Kayıtlar

Yolun Sonu Görünmüyor

Son birkaç yazıda AKP’nin özellikle Kürt sorunuyla ilgili çelişkili yaklaşımlarına değindik. Kürt sorununun neredeyse yüzyılı bulan bir dönemde “yokluk” söyleminden “varlık” söylemine evrilmesinin çok sancılı ve acı dolu tecrübelerle sabit olduğunu düşünürsek; “çözüm” aşamasında genellikle “asimilayoncu” yaklaşımla “ertelenmesi” bıktırıcı bir hal almaya başladı. Kuşkusuz ki bu sorunun, Kürt hareketinin öne sürdüğü “tümdengelimci, toptancı” hak talepleriyle çözülmesini beklemek de safdillik olur. Kabul etmek gerekiyor ki toptancı bir yaklaşımla taleplerin öne sürülmesi, devlet nezdinde kabul edilebilir değil. Bu tür konularda dört temel stratejiden bahsetmek mümkün. Bunlardan biri, birtakım “risksiz” hakların uzun bir sürece yayılarak verilmesi. Buna, sıkıştıkça ağza bir parmak bal çalma yöntemi de denebilir. Esasında bu yöntem, taraflar karşılıklı müzakere ettiğinde ve bir yol haritası çizildiğinde tercih edilebilir. İkincisi genel anlamda tarafların müzakere masasına oturup sorunu k...

AKP’yi Kendi Söylemleriyle Vurmak

Profesyonel bir hamle ile Deniz Baykal’ın CHP genel başkanlığından alaşağı edilmesi ve CHP’lilerin bir süre biat andı içtikten sonra toplu olarak “kıble” değiştirmesi o kadar hızlı oldu ki AKP’liler bile nasıl bir değerlendirme yapacaklarını şaşırdılar. Daha önceki yazılarda da ifade ettiğimiz gibi “ulusalcı kanadın ve ordunun bir yerden sonra o bildik stratejilerden şimdilik (darbe planları vs.) vazgeçmek zorunda kalacağını” ifade etmiştik. AKP’nin istihbarat kaynaklı bilgiler vesilesiyle medyaya sızdırdığı ve üzerinden oluşturduğu mağduriyet söyleminin bundan sonra ne kadar işe yarayacağı tartışmalı hale gelmiş bulunuyor. Kızılelmacı ittifak, Kılıçdaroğlu ismi üzerinde uzlaşacak ve AKP’nin “yapıyormuş/istiyormuş gibi görünme” stratejisini devralacaktır. Söylemlerini yumuşatıp “halkçı bir imge” üzerinden iktidarı hedefleyeceklerdir. İktidar ele geçirildiğinde (ki bu çok kolay değil. Buna en azından iktidarı dengeleme hedefi de demek mümkün.) gerçekten de AKP’nin işinin çok zor olacağı...

Kendine Müslüman Yaklaşımlar ve Çelişkiler

Başından beri AKP hükümetlerinin büyük bir başarıyla gerçekleştirdiği iki strajenin artık toplumun bir bölümü tarafından sevimsiz karşılandığını ifade etmeliyiz. Bunlardan biri, “gündemi belirleyebilme stratejisi”ydi. Bu stratejinin temel ayaklarından biri “emniyet gücü” diğeri ise “medya gücü”ydü. AKP, bu iki gücü profesyonelce kullanarak zaman zaman kendi başarısızlıklarını “gizlemeyi” başardı. Emniyet güçlerinin elde ettiği veriler, periyodik olarak medya gücü tarafından sansasyon yaratacak derecede gündemleştirildi. Bu bir yere kadar statükocuların gerçek yüzünü ve militarizmin ipliğini pazara çıkarmaya da yaradı. Ordunun o eski büyüleyici ve korkutucu karizmasının yerinde bugün yeller esmesinde bunun ciddi bir faydası da oldu. AKP, gündem değiştirme politikasını, “mazlumun mağdur edilmesi” şeklinde işliyordu. Mazlum, dışlandığında partinin eli kolu bağlanıyor; yapmak istedikleri, bir takım güç odakları tarafından engelleniyor ve “halkın partisi” mağdur ediliyordu. Dolayısıyla örne...

Öldüğü zaman doğduğu yere gidermiş çocuklar?

Çocukları olanlar daha iyi bilirler, Evlat özleminin ve acısının ne anlama geldiğini… *** Bazen hastalanır çocuk, sen de hastalanırsın. Bazen düşer çocuk, sen yuvarlanacak olursun Bazen elini sıkıştırır bir yere, Senin parmağın morarır. Bazen eline bir şey batar, Sanki çuvaldız batmış gibi hissedersin. Bazen hemşire iğne yapar kalçasına çocuğun, Senin de etin acır. Bazen gece uykusunda sayıklar, Sen uyumadan sayıklarsın Bazen sabahlara kadar ateşlenir, Başucunda nöbete durursun. Bazen kusar, eyvah evim yıkılsın dersin. Bazen yemek yemez, Senin de iştahın kesilir. Bazen sabahlara kadar ağlar, Sen de içinden ağlarsın. Bazen güler, Bahçende çiçekler açar. Yürümeye başlayınca Yüzünde gülücükler açar. Konuşmaya başlayınca, Onun dünyası daha güzel gelir sana. Cümleler kurdukça masumiyetin tadını çıkarırsın. Dünyadaki en güzel duyguları onunla paylaşırsın; En güzel masalları ona anlatırsın En güzel şarkıları ona okursun En güzel ninnileri ona fısıldarsın Belki de en tatlı yalanları ona söyler...

Şiddetli Geçimsizlik(!)

“İnsanın doğasında mevcut, bastırılmış bir davranış biçimi olan şiddet sözcüklerde sert, katı davranış; azarlamada ve cezalandırmada aşırı gitme; inandırma ve anlaşmaya varma yerine kaba kuvvet kullanma” şeklinde tanımlanıyor. Başka bir tanımda ise “şiddet, güç ve baskı uygulayarak insanların bedensel veya ruhsal açıdan zarar görmesine neden olan bireysel veya toplu hareketlerin tümüdür.” şeklinde ifade ediliyor. Şiddetin birçok türünden bahsetmek mümkün; fiziksel şiddet, sözlü şiddet, toplumsal ilişkilere uygulanan şiddet, psikolojik şiddet, cinsel şiddet, ekonomik şiddet, aile içi şiddet, eğitimde uygulanan şiddet vb. Kitle iletişim araçlarının saldırganlık ve şiddet olaylarının ortaya çıkmasında ve artmasında herhangi bir payının bulunup bulunmadığı, varsa bu payın ne kadar olduğu her zaman tartışılmıştır. Bu konuda yapılan çalışmalar önemli ipuçları vermekle birlikte, toplumumuzdaki şiddet olgusunu tek başına açıklamaya yetmez. Kitle iletişim araçları aracılığıyla yayımlanan filml...

Bizi Hakikatten Ayıran Kültür Başkenti

Bu ülkede bir gün bir ay, bir ay da bir yıl kadar uzundur.İş hatırlamaya gelince "mümkün olduğunca erken unutmak" adettendir. Her gün ülkenin katil, linç hanesine yeni eklerle karşılaşıyoruz. Kültürlüyüz deyip her gün öldürmeye devam ediyoruz. Kültürlüyüz deyip Ermeniyi, Kürdü kendi dilinde konuşturmuyoruz. Katillerin, linççilerin bir süre için meşgul etmiş olduğu hapishanelerde yerler açılıyor. Kelepçelenmiş Kürtleri kapatmak için. Faşizmin en önemli göstergelerinden biridir sıra sıra dizilmiş insanlar. Tektipleştirmek faşizmin özüne uygun bir yaklaşım. Peki kültürel zenginlik bunun neresinde kalıyor dersiniz? Nicedir “kültürel zenginlik” şokundan kendimi alıp yazamadım şu kültür başkenti hikâyesini. Kültürel zenginlik konusunda başa yarıştığını iddia eden anlayış, Romanlarla biraz eğlenip tabiri caizse kurtlarını döktükten sonra onları İstanbul’un en ücra köşelerine fırlatmış mıydı acaba? İstanbul, kültür başkenti olacak diye Sulukule’de oturan Romanlar, kültürleriyle birli...

DTP’nin Kapatılması: “Barış ve Kardeşlik Bahane; Savaş Şahane”

“Türkiye ve değişim” kelimelerini yan yana düşünmek “teklik” arzusunun yarattığı kaos ortamında her defasında karşımıza “korku, düşmanlık, linç, kabullenmezlik” duygularını çıkarıyor. Anayasa Mahkemesi’nin “barış ve kardeşlik bahane; teklik, statüko, savaş şahane” tadındaki kararı, Kürtlerin siyasi alanda mücadele etme planının ne kadar zor olduğunu bir kez daha ispatladı. Başından beri AKP’nin DTP’yi manipüle etme, PKK’yi tasfiye etme planlarını bilmeyenimiz yok. Batasuna örneğini veren AKP, sıranın kendisine bir daha gelebileceğini unutmuşa benziyor. Oysaki Ergenekon ile başlayan mücadeleyi kimin kazanacağını henüz bilmiyoruz. Mücadeleyi CHP-MHP-Ergenekon-Ordu (ileriki dönemde M. Sarıgül ve Abdullatif Şener’in de bu cepheye dahil olacağını göreceğiz) kazanırsa hiç şaşmam. Nitekim DTP kararı, AKP’nin tasfiyesini de akla getirmiyor değil. AKP, bu savaşı bitirmeyenlerin her defasında nasıl iktidardan uzaklaştığını biliyordur sanırım. Türk devlet geleneğinde, barış söylemlerinin ardında...