Kayıtlar

Pınar Selek ve "Türk Hukukunun Kapsama Alanı"

Resim
İnsanın bir şeyi yapmaması onun suçsuz olduğu anlamına gelmiyor! Tersinden işleyen her türlü mantıkî tutarsızlığı “adalet” diye yutturmak, kendine has hukuk sisteminin teraziden sapkın haline işaret eder aslında. Mesela “suç” kelimesi; cürüm, günah, hata, hıyanet, ihanet, kabahat, kusur, suçluluk, taksirat, töhmet, vebal, yazık ve ziyan gibi eş anlamları da içerir. Adalet ise âlicenaplık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, hakkaniyet, hoşgörü, insaniyet, iyilik, merhamet, meşruluk, tarafsızlık, vicdan, yansızlık gibi anlamları ifade ediyor. Oysaki hukuk sistemimiz “suç”u ihanet ve hıyanet; adaleti ise töhmetle çokça özdeşleştirir. Bunun canlı örneklerinden biri, Türk hukukunun "ihanet gözlüğü ile görüp töhmet" altında bıraktığı Pınar Selek'tir. Kelimeler önemlidir. Dildeki ve zihindeki kelimeler, birer işarettir. Saussure'e göre dil işareti (gösterge), işaretleyen (gösterenden) ve işaretlenenden (gösterilenden) oluşur. İşaretleyen, dil işaretinin yani bir kelimenin ...

Güven

Resim
Egemen anlayışın Kürtlerin taleplerine bakışı başından itibaren reddetme politikası üzerine inşa edildi. Birlikte yaşama iradesi sadece bir tarafın yok edilmesi, sömürülmesi, baskı altına alınması anlamına geliyor ise et tırnaktan ayrılamaz gibi laflara inanmak imkânsız hale geliyor. Egemen olanların birlikte yaşamak zorunda olmadıklarını ifade etmesi, esasen ötekine yolu ya da kapıyı gösterme anlamına geliyor. Hukuksuz bir birliktelik, bu ülke insanının yaşam iradesini her gün biraz daha baltalamaya devam ediyor. Açılım politikasının içini doldurmak için malzemeden çalan Erdoğan’a inanmak çok zor; nitekim Erdoğan bu cümleleri kurduğu her günün akşamında izlediğimiz haber bültenlerinde ülke genelinde onlarca Kürt gözaltına alınıyor. Erdoğan açılımın içini tutuklamalarla doldururken egemenlerden tipler; ayrılmayı neden tartışmıyoruz, birlikte yaşamak zorunda mıyız gibi sorular soruyorlar. Sorun Kürtler olduğunda eşit yurttaşlık hakkının uygulanmasını istemeyenler zoruyla aklımıza...

Anneciğim, güzelim, bir mendil niye kanar?

Resim
Bir ölünün donuk ve yanık yüzü neler söyler? “Ey beni öldürenler, bu bir savaşsa beni öldürme hakkınıza saygı duyuyorum fakat bedenimi annemin kucağından, babamın gözyaşlarından, kardeşlerimin minik ellerinden mahrum etmeyin. Bırakın sevdiklerim beni doğduğum yere gömsün. Sevdiğim çiçekleri diksin mezarıma; Fırat’ın buz gibi suyunu döksünler yanmış ve yıkılmış bedenime. Biliyorum annemin bembeyaz mendili kana boyandı. O kan, kuruyacak, çocuklar büyüyecek, çeşmelerden kana kana su içecek ceylanlar.” Anne şöyle der: “Çocuğum beni bağışla, seni yıkayıp beyaz kefene saramadım, seni yıkayıp varsa günahlarından arındıramadım. Sana sarılıp gözlerinden, yanaklarından, büyümüş ellerinden öpemedim. Kesilmiş kulaklarına fısıldanamadım seni seviyorum diye. Kırılmış kollarından tutup bağlarda, bahçelerde gezdiremedim. Paramparça edilmiş bacaklarına sarılıp gitme diyemedim. Ey oğul, sen yaşadığın yere ne kadar da çok benziyorsun. Paramparça, yakılmış, yıkılmış, işkenceden geçirilmiş ve öldürülmüş… E...

Hikâyesi Gerçek Olan Haklıdır

Savaş dönemlerinin hikâyeleri çoktur ve bu hikâyeleri büyük resimlerin ön yüzünde görmek neredeyse imkânsızdır. Henüz küçük bir çocukken babamın Almanya’dan alıp getirdiği ve elektrik olmadığı için sadece pille çalıştırabildiğimiz radyodan haberleri dinlediğimi anımsıyorum. O gün kullanılan cümleler ile bugün kullanılanlar arasında doğrusu pek fark göremiyorum. O günlerde TRT haber spikerlerinin belli ki ağızlarından köpükler saçılarak ve büyük bir nefret duygusuyla dile getirdikleri “şu kadar bölücü öldürüldü.” sözlerinin bir yerden sonra herhangi bir kıymeti harbiyesi kalmamıştı. Nitekim etrafımızdaki insanlardan ve komşu köylerden öğrendiğimiz kadarıyla asker çok büyük kayıplar veriyor, karakollar ele geçiriliyordu. Resmi söylemin kurguladığı hikâye ile bizim şahit olduğumuz gerçek hikâyenin farklı olduğunu henüz çocuk yaşlarda iken fark etmiştim. 90’lı yıllara geldiğimizde ise işin rengi biraz değişmişti. Nitekim ister JİTEM ister kont-gerilla deyin devletin özellikle yanı başımız...

Yolun Sonu Görünmüyor

Son birkaç yazıda AKP’nin özellikle Kürt sorunuyla ilgili çelişkili yaklaşımlarına değindik. Kürt sorununun neredeyse yüzyılı bulan bir dönemde “yokluk” söyleminden “varlık” söylemine evrilmesinin çok sancılı ve acı dolu tecrübelerle sabit olduğunu düşünürsek; “çözüm” aşamasında genellikle “asimilayoncu” yaklaşımla “ertelenmesi” bıktırıcı bir hal almaya başladı. Kuşkusuz ki bu sorunun, Kürt hareketinin öne sürdüğü “tümdengelimci, toptancı” hak talepleriyle çözülmesini beklemek de safdillik olur. Kabul etmek gerekiyor ki toptancı bir yaklaşımla taleplerin öne sürülmesi, devlet nezdinde kabul edilebilir değil. Bu tür konularda dört temel stratejiden bahsetmek mümkün. Bunlardan biri, birtakım “risksiz” hakların uzun bir sürece yayılarak verilmesi. Buna, sıkıştıkça ağza bir parmak bal çalma yöntemi de denebilir. Esasında bu yöntem, taraflar karşılıklı müzakere ettiğinde ve bir yol haritası çizildiğinde tercih edilebilir. İkincisi genel anlamda tarafların müzakere masasına oturup sorunu k...

AKP’yi Kendi Söylemleriyle Vurmak

Profesyonel bir hamle ile Deniz Baykal’ın CHP genel başkanlığından alaşağı edilmesi ve CHP’lilerin bir süre biat andı içtikten sonra toplu olarak “kıble” değiştirmesi o kadar hızlı oldu ki AKP’liler bile nasıl bir değerlendirme yapacaklarını şaşırdılar. Daha önceki yazılarda da ifade ettiğimiz gibi “ulusalcı kanadın ve ordunun bir yerden sonra o bildik stratejilerden şimdilik (darbe planları vs.) vazgeçmek zorunda kalacağını” ifade etmiştik. AKP’nin istihbarat kaynaklı bilgiler vesilesiyle medyaya sızdırdığı ve üzerinden oluşturduğu mağduriyet söyleminin bundan sonra ne kadar işe yarayacağı tartışmalı hale gelmiş bulunuyor. Kızılelmacı ittifak, Kılıçdaroğlu ismi üzerinde uzlaşacak ve AKP’nin “yapıyormuş/istiyormuş gibi görünme” stratejisini devralacaktır. Söylemlerini yumuşatıp “halkçı bir imge” üzerinden iktidarı hedefleyeceklerdir. İktidar ele geçirildiğinde (ki bu çok kolay değil. Buna en azından iktidarı dengeleme hedefi de demek mümkün.) gerçekten de AKP’nin işinin çok zor olacağı...

Kendine Müslüman Yaklaşımlar ve Çelişkiler

Başından beri AKP hükümetlerinin büyük bir başarıyla gerçekleştirdiği iki strajenin artık toplumun bir bölümü tarafından sevimsiz karşılandığını ifade etmeliyiz. Bunlardan biri, “gündemi belirleyebilme stratejisi”ydi. Bu stratejinin temel ayaklarından biri “emniyet gücü” diğeri ise “medya gücü”ydü. AKP, bu iki gücü profesyonelce kullanarak zaman zaman kendi başarısızlıklarını “gizlemeyi” başardı. Emniyet güçlerinin elde ettiği veriler, periyodik olarak medya gücü tarafından sansasyon yaratacak derecede gündemleştirildi. Bu bir yere kadar statükocuların gerçek yüzünü ve militarizmin ipliğini pazara çıkarmaya da yaradı. Ordunun o eski büyüleyici ve korkutucu karizmasının yerinde bugün yeller esmesinde bunun ciddi bir faydası da oldu. AKP, gündem değiştirme politikasını, “mazlumun mağdur edilmesi” şeklinde işliyordu. Mazlum, dışlandığında partinin eli kolu bağlanıyor; yapmak istedikleri, bir takım güç odakları tarafından engelleniyor ve “halkın partisi” mağdur ediliyordu. Dolayısıyla örne...